İnsanlar

İnsanların İçinden Dünyaya

Daha önceki makalelerimde insanları parça parça anlatmıştım. Yine öylesine düşünürken neden insanlar adına dünyaya seslenmeyeyim diye düşündüm ve hemen iş başına koyuldum. Bu makalemde genel kitleye sesleneceğim biraz. Oldukça heyecanlıyım açıkçası, umarım bazılarının içinden geçenleri aktarabilirim diğer kişilere. Bu arada daha önce insanlar hakkında yazdığım makalelere göz atmadıysanız bir tanesini buraya bırakıyorum ‘’Duygusal Kişilikler’’. Amman ona da göz atmayı unutmayın.

Doğduk Ama Nasıl Büyüyoruz?

Farklı günlerde, farklı saatlerde ve farklı yıllarda doğmuşuz hepimiz. Ağıtlarımızla merhaba demişiz hayata. Peki ya sonrası?

İşte tüm mesele burada başlıyor. Bu noktaya değinmişken, beni çok derinden etkileyen bir durumu paylaşmak isterim sizlerle; Geçenlerde mezarlığa gitmiştim, onca mezar arasında bir tanesine takıldı gözüm. Adeta bir bahçe gibiydi üzeri. Bu kadar güzel olmasına sevinirken doğduktan sadece 1 gün sonra toprağa koyulmuş bir bebek olduğunu fark ettim ve içim burkuldu bir an. Doğum ile ölüm arasındaki geçecek vakti bilemiyor oluşumuza üzülüyorum bir yandan, bir yandan da o geçecek vakti bilseydik her geçen gün telaşesine kapılıp yaşadığımız günlerden bir şey anlayamayacaktık diye geçiriyorum aklımdan. Sahi hayat bu kadar kısa mıydı yoksa bizler mi çekilmez bir hale getirip uzun ve dayanılmaz bir süreç olarak bakıyorduk…

i̇nsanlarin i̇cinden dunyaya - İnsanların İçinden Dünyaya

Yaşama Bakışımız

Ne yaşamış olursa olsun yaşama hep pozitif bakabilen insanlara ayrı bir sevgim var. Benim de bu kategoriye girdiğimi söylemeden geçemeyeceğim.

Çevreme baktığımda olur olmaz şeyleri kafaya takan, ufacık şeyleri bile kendine dert edinen insanları görüyorum. Bu durum beni bir hayli üzüyor ancak ben de kanatları olan bir melek değilim ki hepsinin yanında olayım… Espri bir yana ancak maalesef ki acı gerçek ortada. Yapımız yahut yaradılış tabiatımızdan mı kaynaklı bilemem ama insan olarak kendimizi her şeyin en kötüsüne odaklamakta üstümüze yok.  Okul çağına gelmiş çocukların, okula başlaması gerektiği halde ağlayarak gitmeme çalışmasında başlıyor mücadele. Daha o yaşta ne mücadelesi demeyin, o zamanlarınıza dönün ve bakın. Hepimiz olmasak da birçoğumuz okula alışırken bir hayli zorlanmıştır. O yaşta verilebilecek en zor mücadele de bu bence.  Daha sonrasında ise ilkokul çağında sınavlar başlıyor. Evet, hepimizin korkulu rüyası olan sınavlar. Tabii başlarda çok kasmıyoruz kendimizi, bir rahatlık almış başını gidiyor. Ta ki ortaokul son sınıfa gelinceye kadar.  Sonra başlıyor aileler; yok efendim neymiş lise sınavı hayatını belirlermiş, yok iyi bir lise kazanamazsak hayatımız bitermiş falan filan.  Ailelerimizin bu kadar baskı yapması yetmiyormuş gibi bir de öğretmenlerimizin bizleri sıkıştırmaları yok mu, ah o eli öpülesi öğretmenler…

Artık yavaş yavaş hepimizin psikolojisiyle oynanmaya başlandığı bir noktaya geldik. Sınav günü geldi ve sınava girdik, e tabii yüz ifademiz ağzımızdan önce anlattı aslında her şeyi. Kötü geçtiği zaman ‘’ hayırlısı buymuş ‘’ diyorlar. 1 sene boyunca uygulanan baskı sadece 2 kelime için miydi diye şaşırıyor insan. Sonrasında 4 sene asıl bizleri hayattan soğutan sürece giriyoruz. Çoğu insanlar lisenin mükemmel olduğundan bahsederler, kimileri ise canınızdan can alacak 4 seneye hazırlıklı olmanızı söylerler. Hangisi doğru olanı söylüyor karar veremiyoruz tabii. Sonrasında zaman geçtikçe görüyoruz hangisinin doğru söylediğini. Şimdi sıra yine bir sınava geldi. 4 sene göz açıp kapatıncaya kadar geçmiş. Yine baskılarla dolu koca bir 4 sene ve yine kısıtlamalar.  Her şeyden habersiz gibi giriyoruz sınava. Kötü geçse yine ‘’ hayırlısı buymuş ‘’ sözleri eksik olmuyor kulaklarımızda.

Kimileri lise hayatında birisini seviyor, kimileri ailesi ile sıkıntı yaşıyor kimisi de çoktan hayat serüvenine kapılmış gidiyor. Çevredeki herkesin odaklandığı tek şey sınav sınav sınav… Hiç size halinizi hatırınızı sordular mı ya da bir sıkıntın var mı diye yaklaşan oldu mu yanınıza. Benimkisi de soru, tabii ki olmamıştır. Kimse psikolojimizi, ruh halimizi, hayatımızın nasıl gittiğini sormaya gerek duymuyor. En kötüsü de bunu fark ettiğimizde hayatla tek başımıza mücadele ediyor oluşumuzu görmemiz. Ölene kadar kötü şeyler yaşadığımız gibi iyi şeyler de yaşıyoruz. Evet yaşantımız boyunca bir sürü sıkıntı çekiyoruz. Bazen dayanılmaz bir hal alıyor ama bir şekilde atlatıyoruz. İyi şeyler ise yaşadığımız kötü şeyler karşısında bir rahatlama oluyor bizler için.

Hayatın akışına kapılıp kendinize ‘’ bugün nasılsın? ‘’ diye sormayı sakın ihmal etmeyin. Hayata her zaman farklı bir pencereden bakmak gün ve gün sizi iyi şeylere yakınlaştıracak tek şey olacak. Unutmayın sizi anlayacak kimseniz yoksa, kendiniz varsınız. Sağlıcakla kalın, mutlu kalın…

Benzer Şeyler

2 Yorum

  1. Keşke herkesin hayata bakış açısı hem empati kurarak hemde düşünerek olsa. Böylelike şu dünyada daha iyi yerlerde olabilirdik.. Ama günden güne daha kötüye gidiyor insanoğlu..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu